Korona üniversitesi pandemi bölümü

Korona üniversitesi pandemi bölümü

Korona üniversitesi pandemi bölümü

“Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık?”demişti ünlü ve tatlı sesli türkücü İbrahim…  Oysa dünyanın ilk üniversitesi Harran Üniversitesi’ydi (*) ve Oxford’ta Harran olmamasına rağmen gayet azimle okumuştu tüm İngiliz türkücüler…

Şimdilerde ise üniversitede okumak için birbiriyle yarışıyor gençler. Çok da şık olmayan şıklar arasından en şık şıkkı bulup işaretlemek üzerine kurulu, ezberden bağımsız, yüksek bilgi ve muhakeme gerektiren bu sınavın icrasına çok az kaldı.

Korona üniversitesi pandemi bölümü

Sınavın şu anki kod adı ne bilmiyorum? Takip de etmiyorum açıkçası, çünkü sürekli değişiyor… ÖSS, ÖYS, YKS, CIA, TYT, AYT, FBI, YGS, LYS, TDK, AA aklıma gelen bazı kısaltmalar… Bazılarının sınavla alakası da olmayabilir, idare ediverin.

İsimler kısalıyor ama sınavlar kısalmıyor. Sınava katılanların da boyu uzamıyor. Çünkü üniversite okumak pek de önemli bir şey değil günümüz canımız ülkesinde… Çünkü, kimse eğitmini aldığı işi yapmıyor zaten. Doktor şarkıcı, mühendis kişisel gelişimci, manken oyuncu, türkücü yönetmen, iş adamı futbol yorumcusu, bankacı güreşçi, kimyager son ütücü günlük hayatta sıklıkla rastladığımız devşirilmiş meslekler… 

Bunlar yine iyi, bir de konu ile alakasız da olsa bir mesleğin okulunu okumamış insanların, dört yıl okuyanlar yerine sisteme karışıp çat diye karşımıza çıkması… Nice Radyo Tv Sinema bölümü okumuş insanlar gördüm, okulun önünden geçmemiş, kostümcülükten yetişen insanlar yönetmenlik yaparken kostüm taşıyorlardı. Nice, bankacılık bölümü mezunu okumuş insanlar gördüm, güvenlik iken şube müdürü olan insanlardan fırça yiyorlardı…

Nice adamlar gördüm üzerinde palto yoktu, nice paltolar gördüm içinde “adamı” vardı…

Yanlış anlaşılmasın, işini iyi yapana hiçbir zaman itirazım yok! İtirazım kadere! Yahu bu kadar kolaysa bu meslekleri yapabilmek, 4 sene okul okumaya ne gerek var ey kader?! Neden insan denen ortalama ömrü 72 yıl olan canlı hayatının 4 yılını bir mesleği öğrenmek için harcıyor hala? Hayat bu kadar hızlanmışken, bir bilgiye saniyeler içinde ulaşmak mümkünken, bunun yanı sıra yeni nesil bizlerden çok daha zekiyken, neden hala bundan onlarca yıl önce kurulmuş sistem devam ediyor anlamış değilim kader!

Korona üniversitesi pandemi bölümü

Eski nesil bir ödev hazırlamak için, kütüphaneye gider, saatlerce bilgiye ulaşmaya çalışır, bulduğu bilgiyi el yazısı ile yazar, sonra da bilgisayarı olan birine para vererek ödevi bilgisayarda temize çektirirdi, o dönemin öğretim görevlileri ille de bilgisayarda yazılacak dediği için… Şimdilerde ise bilgisayardan şıp diye bulunan bilgiyi el yazısı ile istiyor aynı zalim öğretim görevlileri. Öğretim görevlisi olmanın ilk koşulu zor olanı istemek olsa gerek! Elbette ki işin astarı öyle değil… Astarı birazdan anlatacağım. Biz konumuza geri dönelim…

Fi tarihinde, bir ödev hazırlamak en hızlısından üç gün sürerdi. Şimdilerde ise ödevin hazırlanması üç saati geçmez. Bilgiyi bul, kopyala yapıştır… Tabi bilgi dediğin insanın beynine bu kadar hızla kopyalanıp yapışmıyor. Hal böyle olunca da el yazısıyla istiyor öğretim görevlileri ödevleri… En azından yazarken okurlar da bir şeyler öğrenir genç ve boş beyinler umuduyla! Tıpkı fi tarihinde bilgisayar kullanmayı öğrensinler diye ödevleri bilgisayarda yazıp getirmelerini istedikleri gibi!

Buyurun size işin astarı! İpek kumaştan, terletmez, üşütmez…

Ez cümle, her koşulda, bilgiye ulaşmak bu kadar hızlanmışken ve hayat vitesi boşta yokuş aşağı giden bir araba gibi hızlı akıp gidiyorken, ömrün dört senesini bir mesleği öğrenmek için harcamak bana çok da insaflı gelmiyor. Hele ki, hiç okulunu okumadan şak diye o mesleği yapabilmek mümkünken! Ve bu mümkünlük biliniyor olmasına rağmen!
İşin trajikomik yanı o yaşlardan bu sınavlara girip, bu sistemi değiştirmekten bahseden insanlar tarafından böyle bir yarışa sokuluyor çocuklar…  Hele ki böylesine bir pandemi ortamında yaşıyorken ve ekim ayında dahi okulların açılıp açılmayacağı belli değilken… Yani kazanacağı üniversiteyi evden okuyacakken çocuklar… 

Diğer yandan ben bir eğitimci olarak, uzaktan eğitim dediğimiz hadisenin çok daha verimli bir eğitim olacağına inanıyorum, şayet parayı verenin düdüğü çaldığı memleketlerde olduğu gibi ülkemizde de parayı verenin uzaktan eğitimi, “uzaktan diploma”ya dönüştürmesi söz konusu olmazsa…

Çünkü uzaktan eğitim öğrencinin sorumluluk duygusunu güçlendirir. Üstelik güçlenen sadece bilgi edinme sorumluluğu olmaz. Öğrencinin hayatını organize etme, gününü planlama gibi sorumlulukları da güçlenir kaçınılmaz olarak. Böylelikle final haftası not toplayıp, sabahlara kadar ezber yapıp, yanına da en afilisinden kopya hazırlayıp dersi geçen öğrenciler yerine, canlı canlı derse katılan, katıldığı derste söz sahibi olan, müfredatı masal gibi anlatan öğretmenleri zorlayan, not almak için öğrenmek yerine öğrendiği için not alan öğrenciler ortaya çıkar. Hızlı ulaşılan bilgiler, hızla işlenen konular, sorgulayan, araştıran, üreten, fikri, vicdanı, irfanı hür insanlar ortaya çıkartır. Ve bu insanlar ancak sayıca çok olurlarsa, çarkın ağır dişlilerine, dişliler arasında ezilmeden ya da böyle gelmiş böyle giden çarka dahil olmak zorunda kalmadan, ellerindeki ilim çomaklarını sokarlar…

Aksi halde, pandemi döneminde girdikleri sınavdan Covid-19 kapanlar hastanelerde ağır bir hayat dersi alır, büyük bir kısım apartmandan devşirme üniversitelerde paraları kadar eğitim alır, bir kısım gider gelir diploma alır, bir kısım da kazandığı üniversiteyi bitirdikten sonra başka başka eğitimler alarak kendini geliştirmek zorunda kalır…

Ve tıpkı sınavlarda olduğu gibi, hayatta da dört yanlış bir doğruyu götürmeye devam etmek zorunda kalır…

Okan METİN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir